Kıymetini Bilelim…

Kıymetini Bilelim…

İnsanoğlu diyorum, düşünüyorum da, ne garip değil mi?

Belki üreten, belki tüketen belki de ne üreten nede tüketendir.

Görmek ve anlamak, kafamızın içerisinde şekillenen ve bizleri yönlendiren sanal bir alemin yansımasıdır belki de kim bilir?

Kabuldür her şey, hayatın başlangıcı ve sonu arasında aralıksız harcanan, tüm başarıların en önemli olgusu ve baş aktörü olan EMEK haricinde.

Kabul etmek ve reddetmek arasındaki ince çizgidir belki de Emek…

Yaşamaktır belki de, belki de yaşatmaktır Emek…

Belki üretmek, belki de tüketmektir…

Belki genç bir kızın sevdasına dokuduğu halıya, işlediği mendile harcadığı göz nurudur…

Belki çabadır, belki de sevgidir Emek…

Belki yakarıştır, duadır belki de teşekkürdür…

Belki başarının sırrı, belki de hayatın anlamıdır.

Belki de Kıymeti Bilinesidir…!

*****

Hali vakti yerinde birbirlerine yaren, hayatın tüm zorluklarına beraber göğüs geren iki hayat arkadaşı varmış. Çocuk sahibi olmayı çok istemelerine rağmen, uzun yıllar çocukları olmamış. Tıbbi yöntemlerde sonuçsuz kalmış. Yaradandan ümitlerini kesmemişler, hep dua etmişler. Dualarının kabulüne vesile olsun diye hayır hasenat, iyilik yapmışlar. Yıllar sonra bir erkek evlatları olmuş.

Evlatlarının gelişiyle hayatları ayrı bir anlam kazanmış, mutluluklarının, uğraşlarının merkezi haline gelmiştir. 

Günler haftaları, haftalar ayları derken yıllar su gibi akıp geçmiştir. Evlatları büyümüş, genç bir delikanlı olmuş. 

Sıradan bir gündü. Çarşıdan eve doğru giderken  bir ahu gözlü, rüzgara aşkı fısıldayan nazenin saçlı bir dilber, bir endam görür. Bedenini bir yangın alır, kalbi yerinden fırlar gibi olur. Uzunca bir süre güzeller güzeli dilberi nefessizce seyre dalar.

Bu seyir aşkın gelişi, aklın gidişinin habercisiydi.

Bedeninde ruhunda bir süre aşkın ve aklın savaşı devam eder, daha fazla dayanamaz durumu annesine açar. 

Anneside eşine giderek, “halimiz vaktimiz yerindedir. Şükür, mal varlığımız hem bizi hemde çocuğumuzun evliliğini idame ettirecek durumdadır. Evladımızda büyüdü, evlilik yaşına geldi.  Yaşımız da ilerledi, evladımızın mürüvvetini görmek istiyorum. Sevdiceği de var. Uygun görürsen evlendirelim,” der.

Babası da inşallah olur diyerek, “ancak evladımız kendi emeğiyle yüz lira kazanıp getirmesi şartıyla gidelim dünür olalım, baş göz edelim,” der.

Anne oğluna durumu anlatır. 

“Ne var ki bunda anne” der oğlu.

Bir hafta sonra annesinden yüz lira alır babasına götürür. 

Baba, evladının getirdiği parayı gözlerine bakarak yırtar, oğlundan ses çıkmaz. 

“Git yüz lira daha kazan oğlum,” der.

Oğlu, annesinin babasına parayı verdiğini söylediğinden şüphe eder. Sinirlenir ama yapabilecek bir şeyi yoktur. Sevdiceğini düşünür. Yaşadığı durumu sineye çeker.

Bir süre sonra gider ailesinin tanımadığı bir arkadaşından borç alır. Getirir babasına verir. 

Bu sefer babasının parayı kabul edeceğini düşünür. Baba yine gözünün içine bakarak parayı yırtar. Aynı şüpheyle sesini çıkarmaz. 

“Babam niye böyle yapıyor,” der kendi kendine. Ruh hali bozulur, kendini kötü hisseder, sevdiceğiyle dertleşir. 

Ne zaman böyle kendini kötü hissetse, annesine gider. Kafasını dizine koyar. Annesinin güven veren, şifalı eli, başında, saçlarında yüzünde dolaşırdı. Bir taraftan da sohbet ederdi, derdini anlatırdı. Hem rahatlar hemde iyi gelirdi üzüntüsüne, derdine… 

Oğlum babanın bir bildiği vardır. Madem ki bu parayı kazan gel diyorsa, bence git bu parayı kendi emeğinle çalış, kazan, getir babana ver.

Sevdiceğini düşünür, başka çaresinin kalmadığını anlar, annesinin dediğini yapar. 

Farklı yerlerde çalışarak yüz lira biriktirince annesini de alarak birlikte babasına gider.

Acaba bu sefer de yırtar mı? diye içinden geçirir. Ama parayı bizzat kendisi kazandığı içinde sevdiceğine ulaşmaya yaklaştığını düşünür.

Baba aynı şekilde parayı alır, evladının gözünün içine bakar ve parayı yırtmaya yeltenir. Oğlunun gözleri çakmak çakmak olur, göz bebeği büyümeye, bedeni gerilmeye başlar. Bu seferde yırtacağını düşünür. Dayanamaz babasının iki elini birden tutarak yırtmasına engel olur. 

“Baba, baba…

Ben o yüz lirayı  ne emeklerle kazandım biliyor musun,” der.  

Baba, yüzünde mutlu bir tebessümle;

“Sultanım, parayı belli ki oğlumuz kendi emeğiyle kazanmış. Artık emeği, emeğin değerini ve alın terinin ne olduğunu öğrenmiş. Hazırlık yap, yarın kızımızı istemeye gidiyoruz,” der.

Ana oğul şaşa kalır bu duruma…

********

Başkasının emeğini, kendisi kazanmışçasına babasına veren evlat gibi, emeği bir kenara atarsak geriye günü kurtarmak kalır. Emeğe saygı gösterildiği sürece üzerine inşaa edilen her şeyin kıymeti paha biçilmez olacaktır.

“Emeğe saygı, emek kadar kıymetlidir.”

Modern çağın dayatması hazıra konma, hazır olanı tüketme kültürüde emeği giderek değersizleştiriyor.

“Emek sevgi ister, değer ister.”

Hırs yada sadece başarı odaklı kariyer yolculuğu yılların birikimiyle binbir emekle nesilden nesile aktarılan bizi biz yapan kültürümüzü, örf ve geleneklerimizi özünden uzaklaştırmaktadır.

“Emeğe saygı, insanı başarıya götürecek yolun özüdür.”

Kurumlarımızın aklı olan kurumsal hafızanın oluşmasında verilen emekleri, zorlukları, yılların birikimini düşünün, 

düşünün ki kıymetini bilelim.

Kul bilmesede gönülden, imkanın sınırlarını zorlayarak işini iyi yapanların olduğunu düşünün,

düşünün ki kıymetini bilelim.

Kendi ürettiğimiz teknolojilerimizin geleceğimiz için ne kadar önemli olduğunu düşünün,

düşünün ki kıymetini bilelim.

Bir annenin babanın evladını yetiştirmesinde verdiği emeği düşünün, 

düşünün ki kıymetini bilelim.

Özgürce yaşadığımız bu toprakları bize miras bırakan şehitlerimizin, gazilerimizin verdiği emeği, vatanı olmayanın hiçbir şeyinin olmayacağını düşünün,

düşünün ki kıymetini bilelim.

düşünün ki kıymetini bilelim…