• Kıymetini Bilelim...

    Özgürce yaşadığımız bu toprakları bize miras bırakan şehitlerimizin, gazilerimizin verdiği emeği, vatanı olmayanın hiçbir şeyinin olmayacağını düşünün, düşünün ki kıymetini bilelim. düşünün ki kıymetini bilelim…
  • İz Bırakmalı Dostlara

    Gün gelecek, oyun bitecek ve senin için toplanacak insanlar cami avlusunda. Ağlayacaklar, üzülecekler, ağlayışların ve üzüntülerin gidene olmadığını bile bile. Aslında, gidene değil kendine ve yalnızlığınadır ağlayışlar. Çünkü bencildir insanoğlu, giden gitmiştir artık, zordur kalan için hayat. Yalnızlık, tek kişilik bir oyunun, dolmayan doldurulamayan boşluğudur. Sadece hatıralar, anılar ve Bırakılan İzler vardır artık.
  • Hayata Selam !!!

    Her sofraya oturuşunda ben tokum derdi bize … Her gün tok!!! oturup aç kalktığı sofraya, Biz hiç düşünmezdik, nasıl yemeden tok olunur, Taki baba olana kadar. Çınar olana kadar…
  • Olan Biten mi? Buğday Taneleri mi?

    Kimi takım oyununu anlar, değer verir, yenilgilerden, yaşadıklarından ders alarak zirveye varır. Kimi de bazen işin güzelliğini katma değerini verilen emeği, teşekkür etmeyi, taltif etmeyi bazende kavak ağacının esintisine aldanıp tepesine çıkar aşağıda olan biteni bir kenara bırakıp buğday tanelerini sayar.
  • Kim Bilir

    Kim bilir o gün Sultan Alparslan, “Size öyle bir vatan aldım ki ebediyyen sizin olacaktır.” diyerek Anadolunun kapısını açtığı yerde bugünde PARDUS’un ülkeye yaygınlamasının kapısını aralıyorlardı kadirşinas misafirperver güzel yürekli arkadaşlarımız.
  • Geleceği Üretmek

    Ancak geleceği üretmek, bir kişinin, bir kurumun, bir firmanın üreteceği bir şey değildir. İdari ve mevzuat süreçlerimizinde bu üretimi destekleyecek şekilde kamunun ve sektörün tüm boyutlarıyla içerisinde olduğu toplumsal topyekün bir kalkınma hamlesi olmalıdır.
  • Son El Sallayışımız…

    İNSAN, BİLGİ ve TEKNOLOJİ treni bizi bekliyor… Ünlü bilim insanı İbn-î Sina’nın deyimiyle “Evrenin sultanı İNSAN’dır”.  Olup biten her şey etrafımızda dönüyor. Ama değişikliklere, yeni renklere o kadar kapalıyız ki, su yerine zemzem ikram edilse sanırız ki susuzluktan öleceğiz.
  • Ölmesin Geleceğimiz...

    Ülke olarak dijital dönüşüm yolculuğumuzun temel amacı, ülkemizin yapacağı yerli ürün odaklı yatırımlarla  dijital bağımsızlığını kazanmasıdır. Bu amacın hayat bulması için yegane “GERÇEK” bu alanda yerli ve milli ürünlerin geliştirilmesi ve tüm ülke sathında kullanılmasıdır.
  • Özgürleşmek

    Düşüncelerinde ve hayallerinde özgür olmayan toplumlar, kendisine empoze edilen düşünceleri, kendi düşüncesiymiş gibi algılar ve hayatın kontrolünün kendi elinde olduğunu düşünürler. Oysa ki; etrafına örülmüş ve sıkı sıkıya çevrelenmiş bir ağ içerisinde yaşadığının ve kontrolünün başkalarının elinde olduğundan bi haberdirler. Şunun iyi bilinmesi gerekir ki “Güç, Sen ve Senin Hayallerin’dir.”
  • Biz Yedik, Ölmedik

    Bizler, ulus olarak hakim olduğu coğrafyaya medeniyet getiren, tarih boyunca hür ve egemen yaşamış bir milletin torunlarıyız. Fakat bugün, teknolojik olarak dışa bağımlılığı, medeniyet olarak batı kültürünü taklit etmeyi başarı zannederek ...
  • Sinsi Tehdit

    Karar vericiler… Çok önemli ve kritik kişilerdir. Hadi gelin birlikte karar vericilerin iş temposunu gözden geçirelim. Görevleri gereği günleri, masalarında, akıllı cihazların başında çalışırken bir yandan da asistanları tarafından ayarlanan görüşmeler ve  toplantılar ile yoğun tempoda ...
  • Dijital Dünyanın Sesini Duyabilenler

    Dijital dönüşümün yerli ve milli hammaddesi kendi insanımız olmalıdır. X+Y*Z= ? dijital dönüşüm formülünde çarpan etkisi Z kuşağı tarafından olacaktır.  
  • loading

    Veri Merkezinden Bilgi Fabrikasına

    Eskiden ne rüyalarda ne kabuslarda olurdum ben. Birkaç gün sesim çıkmasa kimse arayıp sormaz, sessiz rüyalara dalardım. Bana bir isim de vermişlerdi
  • Sihirli Fısıltılar

    Sadece BT alanında değil, hayatın her alanında bir işi iyi yapmak, o işin tanınırlığının ve kabul edilebilirliğinin ispatı değildir. Karşı tarafı ikna süreci ....
1
/
3
/

yeni nesilYeni Nesil Yönetici

Yeni nesil konseptin sadece teknolojik ürünlerde değil, insan kaynağında da kurgulanması gerekiyor. Vizyon sahibi, yeniliğe açık,  yeni nesil anlayışını benimsemiş, sektör ve saha birikimine sahip yöneticiler, bu konsepti kurumlarına da yansıtarak fark oluşturduklarını görüyoruz.

helikopter yöneticiliği

Helikopter Yöneticiliği

‘Helikopter tipi’ yöneticilik anlayışı olayları tepeden izler ve takip eder. Varsa bir sorun sahaya iner gereğini yapar ve yeniden yükselerek süreci kontrol altında tutar. Bu yöneticilik modeliyle yönetilen  kurumlar global pazardaki yarışta daima önde olacaklardır.

matriksYapi

Matriks Yönetim Yapısı

Günümüzde birimlerin birbirileriyle olan iletişimi, aynı anda farklı yöneticilerle çalışma, karar verme, koordinasyon ve kontrol proje başarısını doğrudan etkilemektedir.  Bütünleşik süreçlerin yer aldığı Matriks Yönetim Yapısı modeli süreçlere işlerlik kazandıracaktır.

Vasat olan; Ne olduğunu, nasıl yetiştiğini bilmediğimiz ağacı hemen dikip meyvesini pazarlama, kendimizi ispatlama arzumuz geleceğimize vurulan bir zincirdir. Özgün olan; Uzun yıllar alsada toprağını, suyunu, menşeini bildiğimiz tohumlar ekip geleceği inşa ederek kanatlanmaktır. Varsın bu tohumun meyvesini başkaları pazarlasın, nimetinden başkaları faydalansın. Kimse bilmese de o meyvede sen hep var olacaksın.

İrfan KESKİN,

Lider; ekibinin, gözyaşlarına, tebessümüne, yürüyüşüne, bakışına, başarısına ortak olan kişidir.

İrfan KESKİN,

Söyleyen değil, söylenendir akla, duygulara hitap edecek olan … Velev ki söyleyen deli olsun…

İrfan KESKİN,

Dil de yürek te aynı şeye dertli ise derman için ancak ölüm engeldir…

İrfan KESKİN,

Yetenekleri ihtiyaçlarımız haline gelen ürünler mi? Yoksa ihtiyaçlarımızın yetenek haline geldiği ürünler mi? Tercihiniz hangisi olur?

İrfan KESKİN,

Konuşmacının konusu tıpkı bir kıyafet gibidir. Diline, bedenine ve mimiklerine rahat oturmalıdır.

İrfan KESKİN,

Taş, yüzük olmak istiyorsa yontulmayı ezilmeyi göze alacak ki parlak, şahane,  paha biçilmez güzel bir şey olsun. Ve o taş, kendi insanımızın, kendi ürünlerimizin ve kendi değerlerimizin eseri olacak olan Milli Teknoloji Hamlesidir.

İrfan KESKİN,

Ülkenin her sathında bahanelere sığınmadan açık kaynak ve yerli ürün bilişim sistemlerini kullanmalıyız.Varsın sistemler 1 saat, 1 gün çalışmasın ne çıkar. Ülkemize dolar üzerinden yapılan bu saldırılara karşı bilişim yöneticilerimizin yapacağı çok şey var. Mesele memleket meselsidir.

İrfan KESKİN,

Mutfağa, giyime, tasarımlara, köye olan özleme baktığımızda hayatımızın hemen hemen her alanında eskiye bir dönüş görüyoruz. Artık bilişim altyapılarımızda  da fiziksel kaynakların etkin kullanılması ve daha basit sistemler için eskiye dönüşü değerlendirmeliyiz.

İrfan KESKİN,

Ülkemin gelişimi; adaleti düstur edinmiş, vicdan sahibi, ufku geniş ve elini taşın altına koyabilen yürekli insanların çokluğuyla doğru orantılıdır.

İrfan KESKİN,

Tebessüm, vergisi, KDV’si olmayan ve en çok gelir getiren bir iştir.

İrfan KESKİN,

Bir bilgi teknolojileri (BT) yöneticisinin kurumuna bırakacağı 2 büyük miras vardır. Biri kurum hedefleri ile örtüşen iyi bir “sistem altyapısı”, diğeri ise yetişmiş “insan kaynağı” dır.

İrfan KESKİN,

Sabır ve hoşgörü insanı tekamüle götürecek en büyük sermayedir.

İrfan KESKİN,

İki türlü hikaye yazarı vardır. Kalemiyle yazanlar “Yazar”, yüreğiyle yazanlar “Kahraman” olur.

İrfan KESKİN,

Global pazarda rekabet etmek istiyorsak, rakiplerimizle ya aynı yada daha ileri teknolojileri kullanmalıyız. Geri kalmış teknolojilerle rekabet, para ve zaman kaybından  öteye gitmeyecektir.

İrfan KESKİN,

Büyük başarılar, zamanı kandırırcasına  “saniyeler içerisine saatleri sığdırmaktan” geçer.

İrfan KESKİN,

Zamanı yönetmek yerine kendimizi ve işlerimizi yönetmeliyiz. Zira akrep ve yelkovan kendi kendini çok iyi yönetiyor.

İrfan KESKİN,

Yazılarım

Saha ve sektör tecrübelerimi fırsat buldukça buradan paylaşmaya çalışacağım. Faydalı olması dileğiyle.
Genel

Kıymetini Bilelim…

3 Mart 2020
İnsanoğlu diyorum, düşünüyorum da, ne garip değil mi? Belki üreten, belki tüketen belki de ne üreten nede tüketendir. Görmek ve anlamak, kafamızın içerisinde şekillenen ve bizleri yönlendiren sanal bir alemin yansımasıdır belki de kim bilir? Kabuldür her şey, hayatın başlangıcı ve sonu arasında aralıksız harcanan, tüm başarıların en önemli olgusu ve baş aktörü olan EMEK haricinde. Kabul etmek ve reddetmek arasındaki ince çizgidir belki de Emek… Yaşamaktır belki de, belki de yaşatmaktır Emek… Belki üretmek, belki de tüketmektir… Belki genç bir kızın sevdasına dokuduğu halıya, işlediği mendile harcadığı göz nurudur… Belki çabadır, belki de sevgidir Emek… Belki yakarıştır, duadır belki de teşekkürdür… Belki başarının sırrı, belki de hayatın anlamıdır. Belki de Kıymeti Bilinesidir…! ***** Hali vakti yerinde birbirlerine yaren, hayatın tüm zorluklarına beraber göğüs geren iki hayat arkadaşı varmış. Çocuk sahibi olmayı çok istemelerine rağmen, uzun yıllar çocukları olmamış. Tıbbi yöntemlerde sonuçsuz kalmış. Yaradandan ümitlerini kesmemişler, hep dua etmişler. Dualarının kabulüne vesile olsun diye hayır hasenat, iyilik yapmışlar. Yıllar sonra bir erkek evlatları olmuş. Evlatlarının gelişiyle hayatları ayrı bir anlam kazanmış, mutluluklarının, uğraşlarının merkezi haline gelmiştir.  Günler haftaları, haftalar ayları derken yıllar su gibi akıp geçmiştir. Evlatları büyümüş, genç bir delikanlı olmuş.  Sıradan bir gündü. Çarşıdan eve doğru giderken  bir ahu gözlü, rüzgara aşkı fısıldayan nazenin saçlı bir dilber, bir endam görür. Bedenini bir yangın alır, kalbi yerinden fırlar gibi olur. Uzunca bir süre güzeller güzeli dilberi nefessizce seyre dalar. Bu seyir aşkın gelişi, aklın gidişinin habercisiydi. Bedeninde ruhunda bir süre aşkın ve aklın savaşı devam eder, daha fazla dayanamaz durumu annesine açar.  Anneside eşine giderek, “halimiz vaktimiz yerindedir. Şükür, mal varlığımız hem bizi hemde çocuğumuzun evliliğini idame ettirecek durumdadır. Evladımızda büyüdü, evlilik yaşına geldi.  Yaşımız da ilerledi, evladımızın mürüvvetini görmek istiyorum. Sevdiceği de var. Uygun görürsen evlendirelim,” der. Babası da inşallah olur diyerek, “ancak evladımız kendi emeğiyle yüz lira kazanıp getirmesi şartıyla gidelim dünür olalım, baş göz edelim,” der. Anne oğluna durumu anlatır.  “Ne var ki bunda anne” der oğlu. Bir hafta sonra annesinden yüz lira alır babasına götürür.  Baba, evladının getirdiği parayı gözlerine bakarak yırtar, oğlundan ses çıkmaz.  “Git yüz lira daha kazan oğlum,” der. Oğlu, annesinin babasına parayı verdiğini söylediğinden şüphe eder. Sinirlenir ama yapabilecek bir şeyi yoktur. Sevdiceğini düşünür. Yaşadığı durumu sineye çeker. Bir süre sonra gider ailesinin tanımadığı bir arkadaşından borç alır. Getirir babasına verir.  Bu sefer babasının parayı kabul edeceğini düşünür. Baba yine gözünün içine bakarak parayı yırtar. Aynı şüpheyle sesini çıkarmaz.  “Babam niye böyle yapıyor,” der kendi kendine. Ruh hali bozulur, kendini kötü hisseder, sevdiceğiyle dertleşir.  Ne zaman böyle kendini kötü hissetse, annesine gider. Kafasını dizine koyar. Annesinin güven veren, şifalı eli, başında, saçlarında yüzünde dolaşırdı. Bir taraftan da sohbet ederdi, derdini anlatırdı. Hem rahatlar hemde iyi gelirdi üzüntüsüne, derdine…  Oğlum babanın bir bildiği vardır. Madem ki bu parayı kazan gel diyorsa, bence git bu parayı kendi emeğinle çalış, kazan, getir babana ver. Sevdiceğini düşünür, başka çaresinin kalmadığını anlar, annesinin dediğini yapar.  Farklı yerlerde çalışarak yüz lira biriktirince annesini de alarak birlikte babasına gider. Acaba bu sefer de yırtar mı? diye içinden geçirir.
Genel

İz Bırakmalı Dostlara

18 Aralık 2019
Yaşamak, sanıldığı gibi var olmak yada sana verilen bir ödül değildir. Yaşamak, seni sevdiklerinden, sevdiklerini de senden ayıran oyunun ilk perdesidir. Yaşamak, sonun başlangıcıdır aslında. Yaşamak, oyunun olmazsa olmazıdır. Yaşayacaksın ve geride bırakacaksın sevdiklerini, sevenlerini. Yaşamadan olmaz… … Gün gelecek, oyun bitecek ve senin için toplanacak insanlar cami avlusunda. Ağlayacaklar, üzülecekler, ağlayışların ve üzüntülerin gidene olmadığını bile bile. Aslında, gidene değil kendine ve yalnızlığınadır ağlayışlar. Çünkü bencildir insanoğlu, giden gitmiştir artık, zordur kalan için hayat. Yalnızlık, tek kişilik bir oyunun, dolmayan doldurulamayan boşluğudur. Sadece hatıralar, anılar ve Bırakılan İzler vardır artık. …  Geceye teslim olmaya yüz tutarken saatler, Telefon, zor ve acı haberi vermek için hızlı hızlı çalıyordu. Dayın öldü dediler… Gecenin karanlığında acı haber yalnız yakalamıştı. Tutunacak, sarılacak kimse yoktu yanı başında.    Çığlık bir külçe gibi göğsüne oturmuştu. Ağlasa, bağırsa, çığlık atsa rahatlayacaktı ama acı haber öyle ağır gelmişti ki gencecik bedenine… Bakışları dondu, bedeni kasıldı, olduğu yere yığıldı, telefon düştü elinden … Ali, Ali, Ali…… diye devam etti telefon… Merdivenleri atlayarak iniyordu. Hem koşturuyor hem de bir taraftan da Allah’ım ne olursun ölmesin dayım, yalan olsun bu haber… İlk bulduğu taksiye atlayıp, çabuk, çabuk bas gaza diye bağırıyordu. Çabuk giderse dayısının ölmesine engel olacağını yada  ölümün habercisi Azrail’in elinden alacağını düşünüyordu. Gencecikti, toydu Ali. Ölüm nasıl bir şeydi bilmiyordu. Çok sevdiği, arkadaşı, dostu, hayata dair her şeyini paylaştığı dayısının acı haberiyle öğrenmişti ölümü. İçine ateş düşmüştü. Canı yanmıştı. Ölüm nasıl kıyardı, gencecik dayıma diyordu. Yol uzadıkça uzuyordu. Son bir ışık kalmıştı dayısına yetişmeye. Eve yaklaşırken daha taksi durmadan yayından fırlamış ok gibi atıverdi kendisini yola… Ağıtlar, ağlaşmalar, oy oy oy kurban olayım ben sana, sen ölmeyeydin de ben öleydim diyordu Annesi. Ana yüreği, yaşamını evladına feda ediyordu, can bedenden çıkmış, Osman’ı, biricik yavrusu ebedi aleme göç etmişti. Hemde habersizce… Sarılmıştı dayısının cansız bedenine Ali. Osman dayı… dayı sen ölmedin değil mi? diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ben ne yaparım dayımsız, sensiz … Evin duvarlarını yırtarak göğe yükselen sesi dağlıyordu yürekleri. Aile büyükleri zaptetmeye çalışsa da güçleri yetmiyordu. Canından çok sevdiği dayısı ayrıldı habersizce Ali’sinden. Acısı her geçen gün derinleşirken, geçen zaman acısını dindirememişti. Belki acısını hafifletir diye bir hatırasını yanında taşımak istiyordu. Odaya yaklaştı. Deprem oluyorcasına yer sallanıyordu. Ayakları gitmiyordu, kalakaldı. Takati kalmamıştı. Yüreği titriyordu, Göz yaşları perde olmuştu gözlerine. Zorda olsa uzandı, hafifçe kapıyı araladı. Sanki dayısı odada gibi rahatsız etmeden içeri girdi. Duvarlar dayısının “Ali, Ali nasılsın hoşgeldin” deyişiyle yankılanıyordu. Gözleri büyümüş, kalbi dışarı fırlayacak gibiydi. Eliyle kalbini bastırıyor, perde olmuş gözyaşlarını iki eliyle sildi, kafasını ellerinin arasına alarak, Allah’ım bana dayanma gücü ver diyordu.   Her yana baktı bulamamıştı bir şey. Bir tespih, bir yüzük, bir kalem, ruhuna, bedenine, yüreğine iyi gelecekti Ali’nin. Umudunu kesmişken dolabın köşesindeki kıravatı aldı usulca, dokundu, göğsüne, kalbinin tam üstüne bastırdı. Uzun zamandır hiç yaşamadığı, adını bilmediği bir ferahlık kapladı içini. Yüreğindeki yangın bir an olsun sönüvermişti. Hiç bitmesin istiyordu bu an. Sürekli yanında taşıyamayacaktı ama dayısıyla yaşadıklarını hatırlatması rahatlatacaktı  Ali’yi.  … Halk ozanımız Aşık Veysel “uzun ince bir yoldayım, bilmiyorum ne haldeyim,” diye özetliyordu hayatı. Bu uzun ince yolda,
Genel

Hayata Selam !!!

27 Kasım 2019
Bilir misiniz? Yaşlı çınar ağaçlarının, içleri çürüdüğü halde yaşamlarına devam edebildiklerini. Nasıl olur? diye, sormaz da hiç kimse, Neden sorsun ki; nasılsa o koca çınar yaşıyor ve ayakta.  Yaşamayı, ayakta durabilmek olarak algılamaktır belki de yanlışımız. Yada başkaları adına yaşamaktır. Çınar ağacı gibidir Selam durduğumuz Hayat, başkalarının huzuru, rahatı ve mutluluğuna hizmet etmektir belki de. Döküyordu yapraklarını ulu çınar hüzün dolu dallarından, toprağı kucaklasın ve süslesin diye. Yeltenirken toprağa süs olmaya yapraklar, rüzgar kollarına alıp uzaklara götürüyordu hesapsızca. Kışa teslim olmaya yüz tutan toprak, güze çalan havanın yeşili karaya çevirmesine müsaade edercesine sonbaharı uğurlar gibiydi. Derken karalığı toprağın, tıpkı bir gelin gibi karlarla beyaza, saflığa büründüğüne bir çınar ağaçları birde yuvasız kuşlar farkındaydı. Kış gelmişti, hava çok soğuktu.  ….. Kırık camlı penceresinden dışarıyı seyre daldı. Tellerin üzerinde, sanki her şeyin sorumlusu ve suçlusu onlarmış gibi tek ayakları üzerinde duran kuşlara, sonrada uzaklara gitti hüzün ve acı kokan bakışları. Öyle soğuktu ki hava, nefes üşürdü, insan üşürdü, canlar üşürdü… “Allah’ım kimi, kimsesi olmayanlara, evsizlere, garibanlara bu kış gününde sen yardım eyle.” diye dökülüverdi  dudaklarından.  Çünkü o bir “Koca Çınardı”. Başkalarının huzuru, rahatı ve mutluluğuna hizmet etmekti görevi… İçi geçti,  Yüreği sessizleşti, Göz yaşları ağır bir yolculuğa yelken açmak üzereyken, canının yarısı, dertlerinin ortağı… Bey, sofra hazır… Bey … Bey …  dedi peş peşe  evin hanımı. Aniden irkildi yığıldığı yerden. Kalktı tüm heybeti ile Koca Çınar. Odasından sofraya giden bu 3-5 adım, her seferinde öyle uzun geliyordu ki… Yokluk ağır bir imtihandı, çocuklarının doyup doymayacağını düşünürdü hep. Babaları gelmeden yemeğe başlamazlardı evlatları.  Baba usulca elinde ekmek ile bekleyen evladının yanına otururdu.  Bilirdi ki en çok acıkanın O olduğunu.  Yaradana hamdü-senalar olsun, verdiği nimetlere binlerce kez şükürler olsun diyerek besmele ile ilk kaşığını tabağa uzatırdı. Baba, haydi afiyet olsun evlatlarım, ben tokum ama yine de sizlere eşlik edeceğim. Kaşığını ağırdan ama yarım götürürdü ağzına.  Arada siz gençsiniz, çabuk büyümeniz için çok yemelisiniz diyerek durumu idare etmeye çalışırdı. Ahmet amca, 1.90 boylarında, heybetli, şakakları hafif içe çökük, güleç yüzlü birisiydi.  Çocuktan yaşlısına kadar tüm köylünün güvenini kazanmış sevilen bir simaydı.  5 erkek çocuğu vardı. Hep bir kız evladı olsun istemişti ama yaradan nasip etmemişti.  Var bir hikmet deyip Yaradan’ın hikmetini sual etmemişti. Yoklukla imtihanı ağır geçmiştir. Ama hiç şikayetçi olmamış. Helal, haramı bilen, merhamet sahibi, devletine bağlı ve elindeki nimetlere kanaat getiren hayırlı evlatlar yetiştirmeye çalışmıştı.  Günler, aylar, uzun yıllar geçti. En büyük evladı evlendi, çoluk çocuğa karıştı. Yokluk uzun zaman kapısını terk etmemişti.  Zor günlerden birinde çocuklarının iştahla yemek yiyişlerini seyre daldı.  Kendisi de çok açtı ama yese çocuklarına yetmeyecek ve aç kalacaklardı. Bilinçsizce kaşığını ağırdan yarım doldurarak yemeye çalıştı.  Sonra tekrar evlatlarına baktı, yemekte yarış halindeydiler.  Babasıyla, kardeşleriyle yemek yedikleri sofra, bir sahne gibi gözünün önünden geçti. Ben yersem evlatlarım aç kalacak dedi ve elindeki kaşık titremeye başladı. “Ben tokum, siz yiyin evlatlarım” yankılandı kulaklarını sağır edercesine, hayat durdu, tutuldu, nefesi kesildi, göz yaşlarını hapsetti gözlerine … Karanlık çöktü gözlerine.. Babam … Babam dedi … Bizim için … Biz doyalım diye… … Her sofraya oturuşunda ben tokum derdi bize … Her gün
Bilgi Teknolojileri Genel

e-Devlet’ten c-Devlet’e Geçiş

4 Kasım 2019
Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) olan insanın yaşamını etkileyen tüm olaylar ve yaşamak için ihtiyaç duyduğu tüm kaynaklar yeryuvarının üstünde, üzerinde veya altında yer almaktadır. Mekân ve mekân bilgisi eşref-i mahlûkatın yaşamında büyük bir önem taşımaktadır. Mekan bilgisinin önemi, 2011 yılından itibaren Endüstri-4.0 olarak da adlandırılan güncel teknolojiler ile birlikte daha da öne çıkmıştır.  Neredeyse tüm karar verme süreçlerinde mekan bilgisi bir başka ifade ile yeryuvarına dayalı “coğrafi bilgi” temel ihtiyaç olmuştur. Coğrafi bilgi, varlıklar ve olaylar hakkında güncel bilgileri konum bilgisi ile birlikte sunarken, bu bilgiye dayalı coğrafi bilgi teknolojilerinin depolanması, işlenmesi, analizi ve paylaşımına olanak tanımaktadır. Coğrafi bilgiye dayalı bu teknolojiler kullanılarak yapılan uygulamalar arasında araç takibi, filo yönetimi, navigasyon, deprem hasarlarının tespiti,  afet ve acil durumlarda, tarım rekolteleri tahmini, su taşma alanlarının belirlenmesi, maden kaynaklarının yönetimi, coğrafi web servisleri (WMS, WFS, WCS, vd.) ile coğrafi veri paylaşımı önemli bir yer tutar.  Maliyet, zaman ve personel kaynaklarının her alanda olduğu gibi coğrafi bilgi alanında da en etkin kullanımı için ulusal düzeyde coğrafi bilgi paylaşımı büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla oluşturulan Türkiye Ulusal Coğrafi Veri Portalı (https://www.geoportal.gov.tr/), Ulusal Atlas Portali (http://www.atlas.gov.tr), Ulusal Tapu ve Kadastro Portali (https://portal.tkgm.gov.tr/), Ulusal Uydu Görüntü Portali (https://gezgin.gov.tr/),  Afet ve Acil Durum Yönetimi Sistemi Portali (https://aydes.afad.gov.tr) bu amaca yönelik uygulamalardan bazılarıdır.  Bununla birlikte, tüm coğrafi bilgilere tek bir noktadan ulaşmak için, aynı “elektronik devlet” portaline benzer veya entegre bir “coğrafi devlet” portaline olan ihtiyaç günden güne artmaktadır. Bu ihtiyaç kapsamında elektronik devletten coğrafi devlete geçiş sürecine örnek olarak Hindistan Coğrafi Devlet Portali (http://bhuvan.nrsc.gov.in/) gösterilebilir. Bu bağlamda tüm kurumların ihtiyacı olan coğrafi verilerin tek bir otorite tarafından kurum ve kuruluşlara servis edilerek zaman, para ve sistem altyapılarında ciddi tasarruf sağlayacaktır. Bu bakış açısı aynı zamanda akıllı devlet (a-Devlet) altyapısını oluşturan e-Devlet, c-Devlet altyapılarına geçişi de hızlandıracaktır.  Tek bir merkezden verilecek bu servis hizmeti ile tarımsal alanlar, afet ve acil durumlarda, belediyecelik ve kentsel dönüşüm süreçlerinde, tapu süreçlerinde, ulusal navigasyon hizmetlerinde ve daha benzer birçok alanda kullanabilecektir. e-devlet altyapısının coğrafi bilgi sistemi aracıyla desteklenmesinin temelinde ilk aşamada TAKBİS, AYDES, MAKS, TARBİL gibi projelerin vatandaşa açık hizmetlerinin coğrafi temelli olarak e-devlete aktarılması sağlanabilir. “Vatandaşın adres beyanını alırken coğrafi altlıklar üzerinden teyit ederek vermesi” örnek verilebilir. Tüm bunlara ek olarak klasik yazılım geliştirmeleri bir kenara bırakıp, beynin görselliğine hitap eden Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) altlıkları üzerine raporlama, sistem ve yazılım geliştirme mantığınıda yaygınlaştırmak gerekiyor.  Can suyu olacak coğrafi bilgi teknolojilerini kurumsal süreçlerinize dahil etmeniz temennisiyle …     
})(jQuery);