• Özgürleşmek

    Düşüncelerinde ve hayallerinde özgür olmayan toplumlar, kendisine empoze edilen düşünceleri, kendi düşüncesiymiş gibi algılar ve hayatın kontrolünün kendi elinde olduğunu düşünürler. Oysa ki; etrafına örülmüş ve sıkı sıkıya çevrelenmiş bir ağ içerisinde yaşadığının ve kontrolünün başkalarının elinde olduğundan bi haberdirler. Şunun iyi bilinmesi gerekir ki “Güç, Sen ve Senin Hayallerin’dir.”
  • Biz Yedik, Ölmedik

    Bizler, ulus olarak hakim olduğu coğrafyaya medeniyet getiren, tarih boyunca hür ve egemen yaşamış bir milletin torunlarıyız. Fakat bugün, teknolojik olarak dışa bağımlılığı, medeniyet olarak batı kültürünü taklit etmeyi başarı zannederek ...
  • Zihin Yoğunluklu Çalışanların Sinsi Tehdidi

    Karar vericiler… Çok önemli ve kritik kişilerdir. Hadi gelin birlikte karar vericilerin iş temposunu gözden geçirelim. Görevleri gereği günleri, masalarında, akıllı cihazların başında çalışırken bir yandan da asistanları tarafından ayarlanan görüşmeler ve  toplantılar ile yoğun tempoda ...
  • Dijital Dünyanın Sesini Duyabilenler

    Dijital dönüşümün yerli ve milli hammaddesi kendi insanımız olmalıdır. X+Y*Z= ? dijital dönüşüm formülünde çarpan etkisi Z kuşağı tarafından olacaktır.  
  • loading

    Veri Merkezinden Bilgi Fabrikasına

    Eskiden ne rüyalarda ne kabuslarda olurdum ben. Birkaç gün sesim çıkmasa kimse arayıp sormaz, sessiz rüyalara dalardım. Bana bir isim de vermişlerdi
  • AFAD'ın Bilişim Projeleri, Kamuda Dijital Dönüşüm Konferansında

       
  • Teşekkürler 12 Dev Adam

    … ve birgün çalan bir telefon ile başlamıştı yaşadığımız tüm güzellikler. Tarihe tanıklık eden ülkemizin güzide kurumlarından Anadolu Ajansı’nın sistem altyapısını hep beraber kurguladık.
  • Sihirli Fısıltılar

    Sadece BT alanında değil, hayatın her alanında bir işi iyi yapmak, o işin tanınırlığının ve kabul edilebilirliğinin ispatı değildir. Karşı tarafı ikna süreci ....
  • Kurumsal Körlük

    Artık siyah eski siyah, beyaz da eski beyaz değil, teknoloji ve ihtiyaçlar baş döndürücü bir şekilde değişiyor. Yeni nesil teknolojilerin hayatımıza girdiği andan itibaren ezber bozulur ...
  • 2023 Vizyonunda Rönesans Devri

    Ülkemizin 2023 stratejik vizyonundaki sosyal ve ekonomik hedeflere ulaşmasında ve konforlu hizmetin ülkemizde yaşayan her bireye eşit bir şekilde sunulmasının en önemli unsurlarından bir tanesi ...
  • Değişimin Anahtarı

    Globalleşmenin ağırlığını her geçen gün biraz daha hissettirdiği günümüzde, kurum ve kuruluşların bilgiye ve teknolojiye ...
1
/
3
/

yeni nesilYeni Nesil Yönetici

Yeni nesil konseptin sadece teknolojik ürünlerde değil, insan kaynağında da kurgulanması gerekiyor. Vizyon sahibi, yeniliğe açık,  yeni nesil anlayışını benimsemiş, sektör ve saha birikimine sahip yöneticiler, bu konsepti kurumlarına da yansıtarak fark oluşturduklarını görüyoruz.

helikopter yöneticiliği

Helikopter Yöneticiliği

‘Helikopter tipi’ yöneticilik anlayışı olayları tepeden izler ve takip eder. Varsa bir sorun sahaya iner gereğini yapar ve yeniden yükselerek süreci kontrol altında tutar. Bu yöneticilik modeliyle yönetilen  kurumlar global pazardaki yarışta daima önde olacaklardır.

matriksYapi

Matriks Yönetim Yapısı

Günümüzde birimlerin birbirileriyle olan iletişimi, aynı anda farklı yöneticilerle çalışma, karar verme, koordinasyon ve kontrol proje başarısını doğrudan etkilemektedir.  Bütünleşik süreçlerin yer aldığı Matriks Yönetim Yapısı modeli süreçlere işlerlik kazandıracaktır.

Taş, yüzük olmak istiyorsa yontulmayı ezilmeyi göze alacak ki parlak, şahane,  paha biçilmez güzel bir şey olsun. Ve o taş, kendi insanımızın, kendi ürünlerimizin ve kendi değerlerimizin eseri olacak olan Milli Teknoloji Hamlesidir.

İrfan KESKİN,

Ülkenin her sathında bahanelere sığınmadan açık kaynak ve yerli ürün bilişim sistemlerini kullanmalıyız.Varsın sistemler 1 saat, 1 gün çalışmasın ne çıkar. Ülkemize dolar üzerinden yapılan bu saldırılara karşı bilişim yöneticilerimizin yapacağı çok şey var. Mesele memleket meselsidir.

İrfan KESKİN,

Mutfağa, giyime, tasarımlara, köye olan özleme baktığımızda hayatımızın hemen hemen her alanında eskiye bir dönüş görüyoruz. Artık bilişim altyapılarımızda  da fiziksel kaynakların etkin kullanılması ve daha basit sistemler için eskiye dönüşü değerlendirmeliyiz.

İrfan KESKİN,

Ülkemin gelişimi; adaleti düstur edinmiş, vicdan sahibi, ufku geniş ve elini taşın altına koyabilen yürekli insanların çokluğuyla doğru orantılıdır.

İrfan KESKİN,

Tebessüm, vergisi, KDV’si olmayan ve en çok gelir getiren bir iştir.

İrfan KESKİN,

Bir bilgi teknolojileri (BT) yöneticisinin kurumuna bırakacağı 2 büyük miras vardır. Biri kurum hedefleri ile örtüşen iyi bir “sistem altyapısı”, diğeri ise yetişmiş “insan kaynağı” dır.

İrfan KESKİN,

Sabır ve hoşgörü insanı tekamüle götürecek en büyük sermayedir.

İrfan KESKİN,

İki türlü hikaye yazarı vardır. Kalemiyle yazanlar “Yazar”, yüreğiyle yazanlar “Kahraman” olur.

İrfan KESKİN,

Global pazarda rekabet etmek istiyorsak, rakiplerimizle ya aynı yada daha ileri teknolojileri kullanmalıyız. Geri kalmış teknolojilerle rekabet, para ve zaman kaybından  öteye gitmeyecektir.

İrfan KESKİN,

Büyük başarılar, zamanı kandırırcasına  “saniyeler içerisine saatleri sığdırmaktan” geçer.

İrfan KESKİN,

Zamanı yönetmek yerine kendimizi ve işlerimizi yönetmeliyiz. Zira akrep ve yelkovan kendi kendini çok iyi yönetiyor.

İrfan KESKİN,

Yazılarım

Saha ve sektör tecrübelerimi fırsat buldukça buradan paylaşmaya çalışacağım. Faydalı olması dileğiyle.

Özgürleşmek

9 Mayıs 2019
Özgürleşmek, her şey olmak yada hiçbir şey olmanın arasındaki ince çizgidir belki de. “Seni özgür yapan yada esir alan şey, özünde açığa çıkarılmayı bekleyen hayallerin ve düşüncelerindir.” Hayallerin seni sonsuz denizlere, aşılmaz dağlara ve uçsuz bucaksız ovalara ulaştıracaktır. Hayallerine ve düşüncelerine hükmetmek ve onları yönetmek, imkânsıza açılan ve seni özgürleştiren bir kapıdır.  Seni özgür yapan yada esir alan şey, özünde açığa çıkarılmayı bekleyen hayallerin ve düşüncelerindir. Hayallerin seni sonsuz denizlere, aşılmaz dağlara ve uçsuz bucaksız ovalara ulaştıracaktır. Hayallerine ve düşüncelerine hükmetmek ve onları yönetmek, imkânsıza açılan ve seni özgürleştiren bir kapıdır.  Düşüncelerinde ve hayallerinde özgür olmayan toplumlar, kendisine empoze edilen düşünceleri, kendi düşüncesiymiş gibi algılar ve hayatın kontrolünün kendi elinde olduğunu düşünürler. Oysa ki; etrafına örülmüş ve sıkı sıkıya çevrelenmiş bir ağ içerisinde yaşadığının ve kontrolünün başkalarının elinde olduğundan bi haberdirler. Şunun iyi bilinmesi gerekir ki “Güç, Sen ve Senin Hayallerin’dir.”  Yıllardır bizlere sunulmuş olan teknolojiyi, teknolojimiz gibi kullanarak başkalarının hayallerinin gerçekleşmesinde istemeden de olsa küçük roller aldık. Artık kendi hayallerimizin peşinde koşma, kendi sermayemize sahip çıkma ve çocuklarımıza güzel yarınlar bırakma vakti gelmiştir. Yıllardır hayallerini kurduğumuz ve kurguladığımız “Milli Teknoloji Hamlesi” ile “Güç Benim” deme ve “rol alan” değil “rol dağıtan” bir konuma geçme vaktidir.  Özgür olmak; kendi teknolojini kendi insan kaynağınla, bilgi birikimin ve hayallerinle üretime çevirmendir. Bağımsız olabilmen için, teknoloji piyasasında oyun kuran ve rol dağıtan pozisyona geçmen gerekmektedir. Düşüncelerimizi, hayallerimizi gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz her şey mühendislerimizce geliştirilmiştir. PARDUS, Açık kaynak ürünler, yerli ürünler, disk üniteleri, sanallaştırma gibi hayallerimizin vagonlarına yükleyeceğimiz teknolojiler vardır. Artık, hayata bakış, duruş ve bir vizyona dönüşmek için dilin yüreğe serzenişidir “Milli Teknoloji Hamlesi”. Düşünceden, arayıştan öte yukarıda sunulan teknolojileri nasıl kullanırız, kurumsal bilişim altyapımıza nasıl konumlandırabiliriz diye bir duyguya, bir heyecana dönüştürmemiz sonra da  bu duyguyu davranışa yani uygulamaya geçirmemiz gerekmektedir.  Şanlı tarihimiz; Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ı, İbni-Sina’yı, El Cezer-i’yi, Mimar Sinan’ı, Hazerfen Ahmet Çelebi’yi Fatih Sultan Mehmet Hanı, Seyit Onbaşıyı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imkansızlıklar içerisinde ortaya koyduğu ve yüzyıllar boyunca tarihe yön veren buluşlar ile anılmadı mı? Yokluk, sefalet, zorluk adına ne derseniz yaşadıkları sıkıntılar, bugün yaşadıklarımızdan daha mı azdı? Ama onlar yapılması gerekenlerden geri durmadılar. Düşündüler ve hayal ettiler, bu düşüncelerini önce duyguya, heyecana sonra da davranışa yani uygulamaya geçirdiler.  Milli teknoloji hamlesine yönelik, “Düşünce”den, “Duygu”dan ve “Davranış”tan yoksun ne konuşmalarımız, ne söylemlerimiz, ne …cek’li ..cak’lı cümlelerimiz, ne de iyi niyetlerimiz  Milli Teknoloji Hamlemizi gerçekleştirecektir. Tek gerçek var, o da sistemlerimizde yerli ve açık kaynak ürünleri ne kadar “Kullandığımız, Kullandığımız, Kullandığımız”dır. Düşünmek ve hayal etmek, bir işin, bir planın temel basamağıdır. Milli Teknoloji Hamlesini düşünüyorsak, hayal ediyorsak bu hamle var olacak demektir.  Düşünce ve hayal dünyamızın kapısına bir mızrak gibi saplanan paslı kilitli prangadan;   düşünceden hayale, Duygudan heyecana ve Davranıştan harekete geçen stratejik bir yolculuk olan “Milli teknoloji Hamlesi” ile kurtularak ÖZGÜRLEŞMEK adına milli ve yerli değerlerimize sonuna kadar sahip çıkmalıyız.

Biz Yedik Ölmedik (Uzun Sürüm)

24 Mart 2019
Yazı Orijinal Link: : http://www.kbd.org.tr/kategori/yazilar/68628/biz-yedik-olmedik Yemek yemeyi sadece karın doyurma eylemi olarak görmek, sosyolojik ve kültürel değerlerimize sırt çevirmekle eş değerdir. İnsanlık tarihi kadar eski olan yemek yeme kültürü, ulusların ve devletlerin toplumsal statüsünü belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Bugün kendi yeme kültürünü ve yemeklerini dünya genelinde tanıtan ve pazarlayan ülkelere baktığımızda hem teknolojik hem de ekonomik olarak dünyanın güçlü ülkeleri olduklarını rahatlıkla görmekteyiz. Bu anlamda; pazarlanan ve sunulan şeyin aslında yemek değil, ülkelerin milli ve yerli değerleri olması, millileşmek ve yerlileşmek için yeni hamleler yapmamız gerektiğini bizlere acı bir reçeteyle sunmaktadır. Yıllardır milli ve yerli değerlerimize sahip çıkmayarak, küreselleşmenin bizlere zorla benimsettiği değerleri, değerlerimiz gibi görmemiz sonucu birilerinin yemeklerini yiyebilmek adına öz kaynaklarımızı harcayarak heba ettik. Sorunu sadece karın doyurma eylemi olarak görmemiz, zamanla daha kolay olanı seçip başkalarının hazırladığı ne kültürümüz ne de yaşam tarzımızla uyumlu olmayan yemekleri yememize neden olmuştur. Bizler, ulus olarak hakim olduğu coğrafyaya medeniyet getiren, tarih boyunca hür ve egemen yaşamış bir milletin torunlarıyız. Fakat bugün, bu hürriyet ve egemenliğin değerini bilmeden teknolojik olarak dışa bağımlılığı, medeniyet olarak batı kültürünü taklit etmeyi başarı zannederek yaşantımıza devam etmekteyiz. Bir neslin yetiştirilme şekli o neslin dünya sahnesindeki yerini belirler. Yeniliğe ve değişime kapalı, sadece başkaları yapsın, denesin sonra ben deneyeyim kültürü ile yetişen bir neslin; kendine has yeni teknoloji üreterek dünyaya pazarlaması neredeyse imkansızdır.   Yemek yeme eylemini bile bizlere “önce başkaları yesin, sonra sen ye” diye öğreten ebeveynlerimiz aslında bilmeyerek yeniliğe açık bir neslin yetişmesine ket vurmaktadırlar. Annelerimiz çocuklarına daha önce tatmadığı bir yemeği, ilk defa yedirmek istediğinde, çocuklarımız önce “Hayır, ben bunu bilmiyorum, tanımıyorum ve yemeyeceğim.” dercesine başlarını sağa sola sallarlar ve yemeği yemezler. İşte sorun burada başlıyor. Annelerimiz  çocuklarının üretkenliklerini ve özgüvenlerini yok etmelerine yol açan bir davranış sergileyerek; önce yemeği tadıp zararlı bir şey olmadığını, yenilebilir ve lezzetli bir şey olduğunu çocuğuna gösteriyor ve ardından çocuğuna yediriyor. Hepimiz mutlaka bu sahneyi ya görmüş, ya yaşamış, ya da anne baba olunca bizatihi şahit olmuşuzdur. Bu davranış şekli çocuklarımızda “önce başkaları yapsın, zarar görecekse onlar zarar görsün, bana bir şey olmasın.” düşüncesine dayanmakla birlikte, üretkenliklerinin yok olmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile başkaları tarafından üretilmiş ve yine başkaları tarafından denenmiş ürünlerin kullanılmasını teşvik etmiştir.  Dışa bağımlılığı sıfıra indirmek için ‘‘önce biz deneyelim, zarar göreceksek biz görelim” diye risk alarak ülkemizin teknolojik bağımsızlık hedefine yönelik “Milli Teknoloji Hamlesi” rotasıyla yerli ve açık kaynak ürünlerle model kurum olma yolunda çok aşama katettik. Bu rota kendi insanımız, kendi teknolojilerimiz ile kendimize ait söylemlerimizden geçmektedir. Yerli ve açık kaynak ürünler teknolojik bağımsızlığımızı sağlayacaktır. Fakat süre gelen ezberletilmiş çaresizlik, alıştırıldıklarımız, öğretildiklerimiz, inandırıldıklarımızdan dolayı bir türlü bu yeni yemeği yemeye cesaret edemiyoruz. “Aman ha bu ürünü kullanırsan …………. olur.” diye devam eden cesaret kırıcı cümleleri çok duymuşsunuzdur. Ama bir gerçek vardı ki birileri yemeden bizlerin o yemeği yememiz gerekmektedir.  Milli Teknoloji Hamlesinin ülkenin her sathına yaygınlaşmasının kırılma noktası burasıydı. Kişisel olarak altı, AFAD olarak yaklaşık dört yıldır üzerinde çalıştığımız ve kullandığımız yerli ve açık kaynak ürünleriyle bu teknoloji hamlesine model kurum olma yönünde çok yol aldık. Yıllarca başka kültürlerdeki insanların yaptığı

BİZ YEDİK, ÖLMEDİK (Kısa Sürüm)

28 Şubat 2019
Bizler, ulus olarak hakim olduğu coğrafyaya medeniyet getiren, tarih boyunca hür ve egemen yaşamış bir milletin torunlarıyız. Fakat bugün, teknolojik olarak dışa bağımlılığı, medeniyet olarak batı kültürünü taklit etmeyi başarı zannederek yaşantımıza devam etmekteyiz.  Annelerimiz çocuklarına daha önce tatmadığı bir yemeği, ilk defa yedirmek istediğinde, çocuklarımız önce “Hayır, ben bunu bilmiyorum, tanımıyorum ve yemeyeceğim.” dercesine başlarını sağa sola sallarlar ve yemeği yemezler. Annelerimiz  önce yemeği tadıp zararlı bir şey olmadığını, yenilebilir ve lezzetli bir şey olduğunu çocuğuna gösterir ve ardından çocuğuna yedirir. Hepimiz mutlaka bu sahneyi ya görmüş, ya yaşamış, ya da anne baba olunca bizatihi şahit olmuşuzdur. ‘‘Önce biz deneyelim, zarar göreceksek biz görelim” diye risk alarak ülkemizin teknolojik bağımsızlık hedefine yönelik “Milli Teknoloji Hamlesi” rotasıyla yerli ve açık kaynak ürünlerle model kurum olma yolunda çok aşama katettik. Yıllarca başka kültürlerdeki insanların yaptığı yemekleri yedik. Hazır ve sınırları belli ürünler sunulunca teknolojik alanda kendimize olan güvenimiz her geçen gün azaldı. AFAD’taki dijital dönüşüm yolcuğumuz sonrasında kilometrelerce yol, hastaneler ve okullar inşaa edecek paralar ülkemizde kaldı. Yabancı menşeili ürünleri dışlamak ya da karşı tarafa koymak yerine, yerli ve açık kaynak ürünlerle beraber entegre çalıştırarak onların teknolojilerinden ve birikimlerinden faydalandık. Milli ve yerli ürünleri kurumsal altyapımızda kullanarak bir anlamda işveren gibi istihdam sağlayarak ürünlerin gelişimine katkı sağladık. Yetenekleri ihtiyaçlarımız haline gelen ürünler yerine, ihtiyaçlarımızın yetenek haline geldiği ürünlere odaklandık ve sistem altyapımızda yirminin üzerinde yerli ve açık kaynak yazılımı ürününü devreye aldık. Tam bu noktada AFAD olarak, firmalarımıza ulusal ihtiyaçlarımızı hedef göstererek yerli ürünlerin olgunlaşması, gelişmesi için emek, sabır ve hoşgörümüzü eksik etmedik. Fırsat verildiğinde güzel işler çıkarmayı bekleyen Fatihler, İbn-î Haldunlar, Mimar Sinanlar, Mustafa Kemaller, Piri Reisler, El Cezeriler, İbn-î Sinâlar var. Yeter ki onlara bu fırsatı verelim. Yeter ki milli teknoloji hamlesinin meşalesini onlarla yükselteceğimizi kulaklarına fısıldayalım. Yerli ve açık kaynak ürünler “Ülkemizin Bekası” için teknolojik bağımsızlığımızı sağlayacaktır. Fakat süre gelen ezberletilmiş çaresizlik, alıştırıldıklarımız, öğretildiklerimiz ve inandırıldıklarımız bu yeni yemeği yeme konusundaki cesaretimizi kırarak Milli Teknoloji Hamlesi’ne engel olunmuştur. Yineleyerek diyoruz ki ülkemizin ve ulusal bilişimimizin BEKASI için BİZ YEDİK ve ÖLMEDİK. Yerli ve açık kaynak ürünleri kullanıyoruz,  ne hizmetlerimiz aksadı,  ne de biz öldük. … ve artık sıra sizde. İrfan KESKİN

Zihin Yoğunluklu Çalışanların Sinsi Tehdidi

22 Aralık 2018
Karar vericiler… Çok önemli ve kritik kişilerdir. Hadi gelin birlikte karar vericilerin iş temposunu gözden geçirelim. Görevleri gereği günleri, masalarında, akıllı cihazların başında çalışırken bir yandan da asistanları tarafından ayarlanan görüşmeler ve  toplantılar ile yoğun tempoda geçmektedir. Yani hayatları, hareketli bir iş temposunda gidiyor gibi gözükse de,  kendileri aslında hiç olmadığı kadar durağanlaşıyor, hareketsizleşiyor ve tek düze düşünmeye başlıyorlar. Tempolu bir hayatın içerisinde olmalarına rağmen birde bakıyorsunuz farklı düşünemez, katma değer üretemez, yorgun ve bitkin hale geliyorlar. Yani bir süre sonra  zihinleri duruyor, bedenleri çok hareketliyken…   Zihinleri kısır  konular etrafında  dolaşırken ,  bedenleri tekdüze hareketi kanıksıyor, oksijensiz kalan beyinleri artık alarm vermeye başlıyor, kendileri ise bunun farkında değil… Ve en acısı da, kimsenin bu durumu karar vericilerin kulağına fısıldamaya dahi cesaret edememesi. Böylesi zihinsel açıdan olumsuz bir durumu oluşturan sebeplerin başında, doğal olarak iş ortamı,  çalışma koşulları, vb. dış etmenlerin etkisinin olduğu düşünülür. Fakat hiç düşünülmeyen ve göz ardı edilen bir faktör vardır ki, o da “hareket kısıtlılığı”dır. Hareket kısıtlılığı, kasların yeterince hareket etmemesi sonucu, beyne yeterli miktarda ve uygun kalitede kanın iletilememesi sebebiyle beynin oksijen açısından yoksullaşmaya başlamasına yol açar. Bu durumun sonucu olarak, zihinde üretkenlik azalır, tekdüze düşünme ve uyuşma,  çevreye ve olaylara kayıtsızlık ve yeniliklere ilgisizlik başlar. Zihinde bu süreç yaşanırken, işlerde de çok benzer süreçler gözlenir. Tekrarlı konu ve alanlarda, benzer içeriklerdeki toplantılar sebebiyle körleşme, bununla birlikte ileriye gidelim derken aynı nokta etrafında  dönüşler kaçınılmaz olur. Böylece çok hareketli ve yoğun geçtiği düşünülen  zamanın aslında içerik olarak o kadar da hareketli ve üretken olmadığı farkedilmez.  Beynin verimli çalışabilmesi için oksijene, karar vericinin  zamanı, vereceği  doğru ve etkin kararlar ile katma değer üretebilmesi  için  de farklı ortamlardan gelen bakış açısı ve bilgilere ihtiyacı vardır. Hareket kısıtlığı sonucu gelişen bu durum kamu işleyişinin hantallaşması tehlikesini de beraberinde getirir. Karar vericiler, vazgeçilmez oldukları  düşüncesine kapıldıklarında yerinde saymalar başlar. Peki, bu sinsi tehdidi  ortadan kaldırmak için neler yapmak gerekir. Bu sorunun cevabı peş peşe 3 kere tekrarlayan bir kelimede gizli. Hareket, hareket, hareket…  Hem insan bedeni için hem de iş ortamındaki durağanlığı ortadan kaldırmak için hareketli olmak çok önemli. Açık alanda yürümek, bol ve kaliteli oksijen beyni besleyecektir.  Bazen marketlerde zaman geçirmek, bazen toplu taşıma araçlarını kullanmak, bazen de park ve bahçelerde yürüyüş yapmak gibi faaliyetlerle, makam, mevki ve stresten uzak gündelik yaşama kendini bırakmak, beynin farklı düşünmesini tetikleyecek ve tek düzelikten kurtaracaktır. Bu vesile ile yaptığı işin topluma yansımasını da gözlemleyebilecektir. Bu tür gündelik faaliyetlerin yanı sıra, akran kurumları ve mevkidaşlarını ziyaret, kıyaslama ve rekabet imkanları sunacak, astlarınız, aileniz ve küçüklerinizle sohbet ve etkinlikler zihninizi tazeleyecektir. Üstlerinizi ve büyüklerinizi ziyaret ufkunuzu ve tecrübenizi arttıracaktır. İşiniz ile ilgili kitapların yanında ilgisiz olan kitapları okumak, sektörünüz ile ilgili olmayan  kişilerle bir araya gelmek, bakış açınızı genişletecektir. İşleriniz yolunda gidiyorken de nefsinize hoş gelmeyecek eleştirileri  yapacak ve gerektiğinde “kral çıplak” diyebilme cesareti verdiğiniz birilerininde  yanınızda olması gözden kaçan küçük ayrıntı/hataların büyük sorunlara/başarısızlıklara dönüşmesini engelleyecektir. Yaşamınızda hareketin artması ve zihinlerinizin hep açık olması dileğimle…